Her yeni yıl geldiğinde takvim değişiyor. Yaşanan tüm olumsuzluklara, pişmanlıklara ve yorgunluklarımıza rağmen… Hep bir yıl daha umuda sarılıyoruz. Çünkü hayallerimizin gerçekleşmesini istiyoruz. Ne kadar yorgun olsak da, ne kadar eksik kalsak da, yılbaşı vesilesiyle kendimizi bir masanın etrafında, sevdiklerimizin yanında hayal ederiz. Işıklar parlak, kıyafetler renkli, sesler neşelidir; bir an için günlük hayatın ağırlığını unuturuz. Niyetler gecenin ritmini belirler; geleceğe dair en temiz beklentilerimiz sessiz ama güçlü bir biçimde dualara dönüşür. Coşku artar. Yeni yılın, bizlere yeniden başlamamız için bahaneler, fırsatlar sunmasını bekleriz.
Üzerine ekleyerek yol aldığımızı söylerken, aslında ne kadarını gerçekten katabileceğimizi bilmeden dileklerimizi sıraladık; bazılarını alışkanlıktan, bazılarını ise içten gelen hislerle. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyoruz; artık dileklerimizi tutarken kesinlik aramıyoruz. Olursa mutluluk duyuyoruz, gerçekleşmezse ertelenen umutları garantiye almadan, sadece niyetle besliyoruz.
Belki de bu yüzden her yıl yeniden umut yeşertiyoruz. Çünkü umut bizim beslendiğimiz yer. Gücümüz tükendiğinde dayandığımız, yol bulanamadığında yön tayin ettiğimiz şey. Ekmeğimiz gibi; her gün gerek, her gün ihtiyaç. Umut olmazsa ilerleme de olmuyor. O yüzden bilsek de bilmesek de, bu yıl da diye diye… Umudu yanımıza alıyoruz. Çünkü hayat zaman, zaman değişime ve var olanı tersine çevirmeye gebedir.
Gün dünden, yıl yıldan daha zor geliyor. Sadece yaşadıklarımız değil, alıştıklarımız da ağırlaşıyor. Oysa insanı ayakta tutan şey her zaman güç olmuyor. Bazen sadece umut oluyor. Tutunacak bir ihtimal, yarına dair küçük bir inanç… Umut olmadığında zor zamanlar daha da zorlaşıyor; yük ağırlaşıyor, yol uzuyor. Bu yüzden umuda sarılmak bir lüks değil, hayatta kalmanın en sessiz ama en gerçek yolu.
Eskisi kadar istekler abartılmıyor artık. Hayatın zorlukları, sanki insanın isteklerini de sadeleştirdi; “Bir yıl daha olsun” diyoruz… Hatalarıyla, eksiklikleriyle… Ama yine de denemeye değer olsun.
Dilek dilemeyen bir kalp yoktur; duaya açılmayan bir el, arzu etmeyen bir yürek de yoktur. Maddi ve manevi dilekler, ihtiyaca göre genellikle ortak temalardır. Söze önce sağlık, huzur ve mutlulukla başlanır; gerisi ise, kişiden kişiye değişen bir yolculuk gibidir, yalnızca ona özeldir.
Bütün bir yılın yorgunluğunu geride bırakıyoruz; yılbaşı bize sessiz bir pencere açıyor.
Aileler masanın etrafında buluşuyor; uzun zamandır duymadığımız sesler yeniden hayat buluyor.
“Akıldasın” demek için bahaneler aramaya gerek yok; bu gece sözler kendiliğinden geliyor.
Sohbetler ve gülüşler, paylaşılan dileklerle birleşiyor; özlem ve sevgi, sessizce birbirine karışıyor.
Yoğun hayat temposunda bu anlar kaçış değil, nefes oluyor; kısa bir mola, kendimize küçük bir izin.
Tüm bunlar yılbaşının bize sunduğu bir ödül gibi; aile kavramı tazeleniyor, bağlarımız yeniden güçleniyor.
Ve sevdiklerimizle paylaşılan dilekler, yeni yılın iyilik ve güzelliklerle dolacağı umudunu taşıyor.
Geri sayımı heyecanla yapıyor, dileklerini net ve inançla tutuyorlar. Bizim unuttuğumuz o saf inanç, onların gözlerinde hâlâ capcanlı. Yeni yıl, onlar için evde aile ve yakınların bir arada olması, güzel şeylerin paylaşılması demek. Çocukların gözünde aile kutsallığı ve aile olmanın önemi artıyor; büyüdüklerinde de özel günlerin kutlanmasında, nesiller arasındaki farklara rağmen, aile önceliği kazanıyor.
Ritüel haline gelen yılbaşı eğlenceleri, çocukların gözünde hâlâ tertemiz bir sayfa. Çünkü onlar plansız, programsız ve hesapsızca umut ederler. Dilek tutulunca, iyi çocuk olurlarsa dileklerinin hemen gerçekleşeceği öğretilir. Keşke dileklerimiz, onlarınki kadar saf ve temiz olabilse. Yılbaşı eğlenceleri, çocuk kahkahalarıyla şenlenen ve güzelleşen aile birlikleriyle tamamlanır.
Çocukların saf ve temiz dilekleri, heyecanları bu geceye bambaşka bir anlam katıyor. Niyetleri öylesine masumdur ki, gerçekleşecekmiş gibi umut dolu hayaller kurarlar. Hepimiz bir zamanlar Noel Baba’nın sabahleyin isteklerimizi kapımıza ya da balkonumuza bırakmasını hayal etmedik mi? İşte bu güzel, içten duygular, yılbaşını süsleyen en parlak renklerdir. Ve belki de yetişkinlerin bu geceye tutunma nedeni budur: o saf inanç, o masum heyecan, geçmişten bugüne umutlarımızı yeniden hatırlatır.
Şahsım adına temennim; çocukların büyümek zorunda kalmadan çocuk kalabildiği, umutların hayal olmadığı, dileklerin gerçekleştiği bir yıl. Kimsenin kimseye muhtaç olmadığı, herkesin birbirine saygı gösterdiği, gönlünüzce yaşayacağınız bir yaşam diliyorum herkese.