“Su kaynakları ve yaşam ciddi tehdit altında”
*TÜRKİYE Çevre Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Hasan Argunağa, 5 Haziran Dünya Çevre Günü öncesi yaptığı yazılı açıklamada Batman Çayı’ndaki kirlilik, maden faaliyetleri ve içme suyu havzalarına yönelik risklere dikkat çekti.
*TÜRKİYE Çevre Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Hasan Argunağa, 5 Haziran Dünya Çevre Günü öncesi yaptığı yazılı açıklamada Batman Çayı’ndaki kirlilik, maden faaliyetleri ve içme suyu havzalarına yönelik risklere dikkat çekti.
ÇEVRE GÜNÜ’NDE BATMAN İÇİN ÇARPICI UYARI!..
Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Yürütme Kurulu Üyesi Hasan Argunağa, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, Türkiye genelinde derinleşen çevre krizinin Batman ve çevresinde de ciddi boyutlara ulaştığını söyledi. TÜRÇEP adına hazırlanan yazılı basın açıklamasına her ilin çevre örgütünün sorunlarını eklediğini belirten Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Argunağa; “Türkiye’de derinleşen çevre krizi; yanlış kalkınma politikaları, rant odaklı kentleşme, doğanın sermayeye açılması ve ekosistemlerin yok sayılması sonucudur. İklim krizi artık geleceğin değil, bugünün yakıcı gerçeğidir. Fosil yakıt yatırımları, kontrolsüz madencilik faaliyetleri ve plansız kentleşme doğa üzerindeki baskıyı her geçen gün artırmaktadır” görüşünü savundu. “Bugün Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi, Mezopotamya’nın kadim coğrafyasında yer alan Batman ve çevresi de ciddi ekolojik tehditlerle karşı karşıyadır” diyen Argunağa; “İklim krizi artık geleceğe dair bir tehdit olmaktan çıkmış, artık doğrudan bugünü etkileyen bir gerçeklik haline gelmiştir. Fosil yakıt yatırımları, kontrolsüz madencilik faaliyetleri ve plansız kentleşme doğa üzerindeki baskıyı artırıyor” dedi.
Batman Çayı Havzası’nda kirliliğin kritik seviyeye ulaştığını ifade eden Argunağa, özellikle İstiklal Parkı ile Balpınar karayolu köprüsü arasındaki bölgede biriken atık sulara dikkat çekerek, şunları söyledi: “Önemli bir kısmı arıtmasız olarak Batman Çayına akan ve İstiklal Parkı yanındaki karayolu köprüsü ile Balpınar karayolu köprüsüne kadarki geniş alanda biriken ve çaya dökülen lağım sularına kaçıncı kezdir dikkat çekmemize karşın, ilgililer susmaktadır. Kentimizin tüm atıksularının ivedilikle Kimyasal ve ileri biyolojik arıtmadan geçirilmesi kanunların gereğidir.”
DİYARBAKIR VE BATMAN HALKINA KİRLİ İÇMESUYU!..
Bölgedeki içme suyu projelerine de değinen Argunağa, Sarım Havzası kapsamında yer alan ve Batman ile Diyarbakır’ın su ihtiyacını karşılaması planlanan barajların maden faaliyetlerinden kaynaklı kirlilik riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Argunağa, şunları söyledi: “Önemli bir kısmı arıtmasız olarak Batman Çayına akan ve İstiklal Parkı yanındaki karayolu köprüsü ile Balpınar karayolu köprüsüne kadarki geniş alanda biriken ve çaya dökülen lağım sularına kaçıncı kezdir dikkat çekmemize karşın, ilgililer susmaktadır. Kentimizin tüm atıksularının ivedilikle Kimyasal ve ileri biyilojik arıtmadan geçirilmesi kanunların gereğidir. Tüm uyarılarımıza ve açıkladığımız DSİ 10. Bölge Müdürlüğü’nün resmi yazıları ve uyarılarına rağmen Sarım Havzası kapsamında bulunan ve maden aramalarından kaynaklı kimyasal kirlilik tehdidi bulunan, Batman’a içme suyu verilmesi planlanan Silvan Barajı ile Diyarbakır’a içme suyu olarak planlanan Dıbni Barajı hakkında hiçbir açıklama yapılmamakta, il yöneticileri, ilgili kamu kurum yetkilileri sessizliği tercih etmektedir. Kanserojen tehdit altında bulunan içmesuyu havzaları gerçeğine bir kez daha dikkat çekiyoruz.”
ÜLKEYİ TEHDİT EDEN TEMEL ÇEVRE SORUNLARI!..
Maden arama faaliyetlerinin yalnızca doğayı değil, halk sağlığını da tehdit ettiğini dile getiren Argunağa, yazılı açıklamasında; “Tarım alanları daralıyor, su kaynakları kirleniyor ve biyolojik çeşitlilik hızla yok oluyor. Unutulmamalıdır ki; İklim adaleti olmadan toplumsal adalet olmaz. Su yaşamdır, satılamaz. Doğa halkındır, şirketlerin değil. Batman’dan yükselen doğa mücadelesi, Türkiye’nin ortak vicdanıdır. Ekokırıma karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı ve Türkiye Çevre Platformu Yürütme Kurulunun uyarılarını yazılı açıklamada şöyle sıraladı:
“* İklim krizini derinleştiren politikalardan derhal vazgeçilmesini,
* Maden Kanunu’ndaki doğa aleyhine düzenlemelerin geri çekilmesini,
* Zeytinliklerin, ormanların ve su havzalarının mutlak korunmasını,
* ÇED süreçlerinin bilimsel ve şeffaf hale getirilmesini,
* Su varlıklarının kamusal bir hak olarak yönetilmesini,
* Çarpık ve rant odaklı kentleşmenin durdurulmasını,
* Çevre davalarında adalete erişimin güvence altına alınmasını,
* Ekokırımın ulusal ve uluslararası hukukta suç olarak tanınmasını talep ediyoruz.”