Sorumlu siyaset yalnızca doğru cümleler kurmak veya kriz anlarında teknik açıklamalar yapmak değildir; her şeyden önce halkın yaşadığı gerçekliğe yakın durabilme becerisidir.
Milletvekilleri ve siyasal temsil makamında bulunan herkesin uyması gereken bu temel ilke sözden çok yaşamla ölçülür. Halkın hayatını anlamak ve ona yakın durmak esas ölçüttür.
Bugün ekonomik koşulların ağırlığı altında temel gıdaya erişimde güçlük yaşayan geniş kesimler bulunmaktadır.
Uygun fiyatlı ürün temin edebilmek amacıyla kamuya ait satış noktalarında insanların kuyrukta beklemesi yadsınamaz bir sosyal ve ekonomik gerçektir.
Bu tablo karşısında kamusal görev üstlenenlerin sergilediği yaşam biçimi ve kamuoyuna yansıyan görüntüleri yalnızca kişisel tercih kapsamında değerlendirilemez.
Çünkü temsil makamı özel hayat ile kamusal sorumluluk arasındaki sınırın çok daha dikkatli çizilmesini gerektirir.
Siyasetçilerin Michelin yıldızlı restoranlarda görüntü vermesi veya lüks sofralarda yediklerini paylaşması sıradan bir tercih olarak geçiştirilemez.
Halk temel gıda için sıra beklerken siyasetçinin her davranışı toplumun gözünde değerlendiriliyor.
Bu kareler yalnızca toplumsal tepki doğurmaz; siyasetin inandırıcılık zeminini doğrudan zedeler.
Siyasetçi farkında olsun olmasın bu görüntüler hem kendisini hem de bağlı olduğu yapıları zor durumda bırakır.
Halk ay sonunu getirmekte zorlanırken bir siyasetçinin kolunda servet değerinde bir saat taşıması veya insanlar bin liralık bir montu alırken tereddüt ederken temsil makamındakilerin lüks markalarla kameralara yansıması sorumlu siyaset değildir.
Siyasetçi ne taktığıyla ne de giydiğiyle yalnızca kendisini değil halkın zorluklarına ne kadar yakın veya uzak durduğunu gösterir.
Unutulmamalıdır ki bir saat, bir mont veya bir fotoğraf karesi bazen sayfalar dolusu siyasi programdan çok daha güçlü mesaj verir.
Bu kopuş yalnızca siyasetçinin şahsıyla sınırlı kalmaz; yakınlarının davranışları, özel hayattaki abartılı ayrıntılar ve hatta yanlış yere park edilen bir araç bile toplumsal vicdanın konusu hâline gelebilir.
Emekli maaşlarının yetersizliği tartışılırken bir siyasetçinin kendi maaşının yetersizliğini örnekleyerek gündeme gelmesi sorumlu siyasetle örtüşmez. Lüks yurt dışı tatillerini sosyal medyada sergilemesi de aynı şekilde kabul edilemez.
Lüks sofralar ve halkın alım gücünün çok ötesindeki markalar siyaseti en ucuz propaganda malzemesine dönüştürür.
Siyaset bir ayrıcalık alanı değil bir yük taşıma alanıdır.
Halkın yükü ağırlaştıkça onu temsil edenler daha sade, daha ölçülü ve daha dikkatli olmak zorundadır.
Toplum artık temsil makamında olanların ne söylediğine değil nasıl yaşadıklarına da bakıyor.
Söylenenle yaşanan arasındaki mesafe büyüdükçe güven azalıyor; güven azaldıkça siyasetin anlamı kayboluyor.
Halk yağmur altında ucuz et ve ekmek için sıra beklerken lüks masalarda verilen pozlar bu ülkenin yarınını inşa edemez.
Sorumlu siyaset o sırada bekleyen vatandaşın gerçekliğini görerek yaşamak ve ona göre karar almaktır.