SÖZ SAVUNMANIN ‘Siyah Bir Cübbenin Taşıdığı Yük’

Yayınlama: 14.01.2026
74
A+
A-

Şehirde günlük hayat akıp giderken, adliye koridorlarında sessiz ama devasa bir çaba harcanır. Avukatlık mesleği çoğu zaman kazanılan ya da kaybedilen davalar üzerinden değerlendirilir. Oysa o siyah cübbenin altında, dışarıdan pek görülmeyen; sorumluluğu ağır, baskısı yüksek ve adeta ince bir dengede yürütülen bir görev vardır.

Ceza davalarında avukatın omuzlarındaki yük, bir dosyadan çok daha fazladır. Burada söz konusu olan doğrudan bir insanın özgürlüğüdür. Avukat, bazen nefes almadan, bazen de toplumun öfkesini karşısına alarak gerçeğin peşinde koşar. Sanığın suçlu ya da suçsuz oluşundan bağımsız olarak, asıl görev adil yargılanma hakkını korumaktır. Çünkü ceza yargılamasında yapılacak tek bir hata, yıllarca sürecek telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.

Hukuk davalarında ise savunma başka bir biçim alır. Tazminat, tapu, alacak veya işçi davalarında konu çoğu zaman bir ömrün emeğidir. İnsanların yıllarca çalışarak, sabırla biriktirdiği haklarını korumak; o hak bir haksızlığa kurban gitmesin diye teknik ayrıntılar arasında dosyayı ayakta tutmak büyük bir dikkat ve sabır ister. Bu davalarda özgürlük değil belki ama alın teri, geçim ve gelecek savunulur.

Özellikle boşanma gibi aile hukukuna giren dosyalarda avukat, sadece bir hukukçu değildir. Kimi zaman bir psikolog, kimi zaman bir arabulucu olmak zorunda kalır. Dosyalara sığmayan öfke, intikam duygusu ve geçmiş hesaplaşmaları hukuki bir dile tercüme etmek, bu mesleğin en görünmez ama en yıpratıcı yönlerinden biridir. Taraflar çoğu zaman ayrılığı değil, kaybetmemeyi ister.

Avukat, mahkeme salonunda müvekkilinin umudunu, öfkesini ve hayal kırıklığını sırtında taşır. Bir dava kazanıldığında tebrikler müvekkile gider; kaybedildiğinde ise sitemler avukata yönelir. Oysa avukat sonucu değil, süreci yönetir. Kararın kalemi mahkeme heyetindedir; ancak o karara giden yolu sabır, bilgi ve çoğu zaman uykusuz gecelerle inşa eden avukattır.

Peki, neden düğmesi yoktur bu cübbenin? Adliye koridorlarında sıkça gördüğümüz o siyah cübbe, bir meslek kıyafetinden çok daha fazlasıdır. Üzerinde cebin olmaması tesadüf değildir; çünkü adalet maddi beklentilerle değil, hakkaniyetle yürür. Düğmesinin olmaması ise savunma makamının hiçbir gücün, hiçbir makamın önünde eğilmeyeceğinin simgesidir.

Cübbenin siyah rengi, yasaların otoritesini ve tüm renklerin adalet önünde eşitlendiğini temsil eder. Cübbe giyildiğinde şahsi kimlikler geri çekilir; unvanlar, servetler ve sosyal statüler anlamını yitirir. Zenginle fakir, güçlüyle güçsüz aynı kürsünün önünde, aynı hukukun muhatabı olur.

Cübbe çıkarıldığında avukat yine insandır; yorgundur, kaygılıdır, bazen kırgındır. Ancak cübbe giyildiğinde omuzlara sadece bir kumaş değil, savunma hakkının sorumluluğu yüklenir. Avukatlık bu yüzden alkışı az, sabrı çok bir meslekidir.

Adaletin terazisi zaman zaman sarsılsa da, o terazinin yere düşmemesi için avukatlar cübbeleriyle sessizce nöbet tutmaya devam eder. Bu nöbetin en acı ve en onurlu şahitlerinden biri de Amasya’da bir duruşma yolunda aramızdan ayrılan Avukat Erhan Şahiner’dir. O, adaletin sadece yüksek makamlarda değil, eski model bir Broadway’in direksiyonunda kısıtlı imkânlarla ama büyük bir inançla duruşmaya yetişmeye çalışanların omuzlarında da yükseldiğini bizlere anımsattı. Mütevazı aracının içinde yarım kalan o son yolculuk, mesleğin tüm zorluklarına rağmen vazgeçmeyen genç bir ruhun onurlu mücadelesi olarak anılacaktır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.