Yüksek ciro yapan bazı zincir marketlerde kasiyerlerin yaşadığı yorgunluğu hepimiz gözlemliyoruz. Basına yansıyan haberleri artık şaşkınlıkla değil, ne yazık ki bir alışkanlık hâlinde karşılıyoruz. Oysa bu görüntüler, yalnızca bireysel bir sağlık sorununun değil; insan emeğini görmezden gelen bir çalışma düzeninin açık göstergesidir. İnsan gücünü bu denli acımasızca tüketen bir yapı, sadece ticari bir problem değil, aynı zamanda derin bir hak sömürüsünün de işaretidir.
Market rafları her gün dolup taşarken, kasaların arkasında ayakta durmaktan beli bükülen, gözleri dalgınlaşan, nefesi daralan çalışanlar var. Gün boyu ayakta, çoğu zaman mola bile vermeden, yoğun müşteri baskısı altında çalışıyorlar. Kasa başında geçen saatler uzadıkça uzuyor; yorgunluk ise görmezden geliniyor. Emeğin kutsallığından sıkça söz edilen ülkemizde, emeğin kendisi çoğu zaman en ucuz maliyet kalemi olarak görülüyor.
Daha da düşündürücü olan, zincir marketlerde çalışanların önemli bir kısmının atanamayan üniversite mezunları ya da geçimini sağlamak zorunda kalan üniversite öğrencileri olmasıdır. Yıllarca okuyup emek veren gençler, hayallerinin çok uzağında, asgari ücretle ve ağır koşullar altında çalışmak zorunda kalıyor. Bu tablo, yalnızca bireysel bir başarısızlık hikâyesi değil; sistemin gençliğe sunduğu çaresizliğin özetidir.
Ucuz iş gücü olarak görülen bu insanlar, çoğu zaman fazla mesaiye zorlanıyor, iş güvencesinden yoksun bırakılıyor ve seslerini çıkardıklarında kapının önüne konulma korkusuyla susmak zorunda kalıyor. Yerine başkası bulunur anlayışı, insan onurunu zedeleyen en tehlikeli bakış açılarından biridir. Oysa hiçbir kâr, hiçbir büyüme rakamı, insan sağlığından ve onurundan daha değerli değildir.
Bu kadar emeğin, bu kadar alın terinin yerde kalmaması gerekir. Dünyanın hiçbir yerinde insanı bu denli yok sayan, insanı sadece bir maliyet kalemi olarak gören bir düzeni normalleştirmek mümkün değildir. Çalışma hayatı yalnızca verimlilik ve kâr üzerinden değil; adalet, vicdan ve insanlık üzerinden de değerlendirilmelidir.
Sorulması gereken soru aslında çok basit ama bir o kadar da ağırdır:
Milyarlar kazanan bu sistemde, kasanın başında yorgunluktan tükenen gençlere gerçekten yazık değil mi?
Bu soruyu görmezden gelmeden ele almak, çözüm yolları üzerine düşünmek ve insan onuruna yakışır bir çalışma düzenini gündemde tutmak önemlidir. Bu ise hem kamunun denetleyici rolünü etkinleştirmesiyle hem de işverenlerin insan onurunu önceleyen bir yaklaşımı benimsemesiyle mümkün olabilir.